
Aynı duvara yaslanıp birbirini tanımayan insanların yalnızlığına çare: Bir tabak aşure.
Atasözümüz 'Komşu komşunun külüne muhtaçtır' der. Modern insan 'benim her şeyim var, kimseye muhtaç değilim' yanılgısındadır. Oysa bir hastalıkta, bir cenazede veya bir acil durumda ilk koşacak olan akrabanız değil, komşunuzdur. Güvenli sitelerde oturmak bizi hırsızdan korur belki ama yalnızlıktan korumaz. Komşuluk ilişkisi, toplumun psikolojik sigortasıdır. Birbirini tanıyan, kollayan bir mahallede suç oranı düşer, huzur artar. Selam vermekle başlayın, gerisi gelir.
Apartman hayatının en büyük imtihanı gürültüdür. Gece geç saatte süpürge çalıştırmak, yüksek sesle konuşmak veya çocukların koşuşturması... Bunlar basit gibi görünse de ciddi bir kul hakkıdır. Peygamberimiz, 'Komşusu, şerrinden emin olmayan kimse (gerçek manada) iman etmiş olmaz' buyurur. İyi komşu olmak sadece iyilik yapmak değil, aynı zamanda rahatsızlık vermemektir. Yürürken alt kattakini, TV izlerken yan kattakini düşünmek, Müslümanca bir inceliktir (zarafet).
"Eskiden kapılar kilitlenmez, komşunun çocuğu kendi evladımız gibi görülürdü. Şimdi ise asansörde karşılaştığımız komşumuza 'merhaba' demeye çekiniyoruz. Aynı apartmanda, alt alta üst üste yaşıyoruz ama birbirimizin ölüsünden dirisinden haberimiz yok. Modern 'rezidans' hayatı bize konforu verdi ama 'komşuluk' gibi muazzam bir güven ağını elimizden aldı. Oysa Cebrail (a.s.), Peygamberimize komşuyu o kadar tavsiye etmişti ki, 'neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım' buyurmuştu. Gelin, o mirasa sahip çıkalım."
Komşuluk, sadece tuz istemek değildir; bir nefestir, bir güvendir. Evde pişen yemeğin kokusu yan daireye gidiyorsa, o yemekten bir tabak ikram etmek sünnettir. Belki yan dairedeki yaşlı teyze bir 'nasılsın'a muhtaç, belki üst kattaki öğrenci sınav stresiyle boğuşuyor. Bir tabak kurabiye, bir güler yüz, aradaki o soğuk beton duvarları yıkar geçer. Bugün bir değişiklik yapın, o tanımadığınız komşunuzun kapısını çalın. Belki de en iyi dostunuz hemen yan dairenizdedir.