
Yemenli dervişlerin zikir gecelerinden Avrupa saraylarına uzanan o siyah incinin hikayesi.
Tarih kitapları, kahve çekirdeğinin Etiyopya kökenli olduğunu söylese de, onu bir içeceğe dönüştürenler Yemenli dervişlerdir. Şazeli tarikatı mensupları, uzun gece zikirlerinde ve teheccüd namazlarında uykuya yenik düşmemek için kahve çekirdeklerini dövüp kaynatırlardı. O dönemde kahveye 'kara inci' denirdi ve manevi bir uyanıklık sembolüydü. Hatta 'Kahve' kelimesi bile Arapça 'keyif veren, iştah kesen' anlamındaki köklerden gelir. Kahvehaneler ilk kurulduğunda, camiden çıkan cemaatin ilim ve edebiyat konuştuğu, 'kıraathane' (okuma evi) işlevi gören mekanlardı. Yani kahve, en başından beri sosyalleşmenin ve maneviyatın tam merkezindeydi.
İlginç bir anekdot paylaşalım: Kahve Avrupa'ya ilk gittiğinde, kilise tarafından büyük tepki gördü. 'Müslüman içeceği' olduğu için yasaklanmak istendi, hatta 'şeytanın icadı' olarak yaftalandı. Ancak Papa VIII. Clement, kahvenin tadına bakıp çok beğendiğinde, 'Bu şeytan içeceği o kadar lezzetli ki, onu vaftiz ederek Hristiyan içeceği yapmalıyız' diyerek espri yapmış ve yasağı kaldırmıştır. Bugün Viyana kapılarında Osmanlı'nın bıraktığı kahve çuvalları, Avrupa'nın kafe kültürünü başlattı. Yani bugün Venedik'te veya Paris'te içilen o espresso'ların atası, bizim Yemenli dervişlerin fincanıdır. Bir fincan kahve, aslında medeniyetler arası bir köprüdür.
"Sabahları bizi uyandıran, dost meclislerini şenlendiren o mis gibi kahve kokusu var ya... Hiç düşündünüz mü, bu 'kara şerbet' hayatımıza nereden girdi? Aslında fincanınızda sadece bir içecek değil, yüzyıllar süren bir ibadet ve sohbet geleneği tütüyor."
Kahve, tarihin tozlu sayfalarında 'Müslüman şarabı' olarak anılsa da, aslında Müslümanların dünyaya hediye ettiği en güzel uyanıklık aracıdır. Yemenli sufilerin gece ibadetlerinde uyanık kalmak için keşfettiği bu mucizevi çekirdek, bugün tüm dünyanın vazgeçilmezi oldu. Bir dahaki sefere o fincanı elinize aldığınızda, sadece kafein aldığınızı düşünmeyin. Onun bir sohbet bahanesi olduğunu, 'gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane' sözündeki derinliği hatırlayın. Dostlukları pekiştiren, dertleri hafifleten bu nimet için şükretmeyi unutmayın. Hadi, şimdi kendinize bol köpüklü bir Türk kahvesi yapın ve tefekküre dalın.