
Fırçadan damlayan boyanın suyla dansı ve kaderin cilvelerine rıza göstermek.
Ebru sanatının en büyüleyici yanı, aynı eseri ikinci kez yapmanın imkansız olmasıdır. Aynı boyayı, aynı fırçayı kullansanız bile, suyun o anki hali, havanın nemi, hatta sizin nefes alışınız bile sonucu değiştirir. Tıpkı Allah'ın yarattığı milyarlarca insanın parmak izinin farklı olması gibi. Bu sanat bize, taklit etmemeyi, kendi özgünlüğümüzü kucaklamayı ve 'an'ın tekrarının olmadığını hatırlatır. O an o güzelliği yakaladınız yakaladınız, yoksa su akıp gider.
Ebruya başlayanlar önce 'Battal Ebru' ile başlar; yani boyaları serbestçe serperler. Bu, insanın ham halidir, dağınıktır. Sonra 'Gelgit' öğrenirler; düzene girmeyi, hizaya gelmeyi. En sonunda ise 'Çiçekli Ebru'ya, yani Lale veya Gül yapmaya geçerler. Lale, Allah'ı (lafız olarak benzerlikten), Gül ise Peygamberimizi (s.a.v.) temsil eder. Sanatkarın yolculuğu, karmaşadan çıkıp, ilahi aşka ve düzene ulaşma çabasıdır. Ebru teknesi, aslında dervişin seyr-i süluk (manevi yolculuk) meydanıdır.
"Hiç bir Ebru teknesinin başında durup, o boyaların suyun üzerinde nasıl kendiliğinden şekil aldığını izlediniz mi? Fırçayı elinize alırsınız, boyayı serpersiniz ama suyun o boyayı nereye götüreceğini asla tam olarak bilemezsiniz. İşte Ebru, insanın planları ile Allah'ın takdiri arasındaki o ince çizginin sanatıdır. 'Ben yaptım' diyemezsiniz Ebru'da; 'Su izin verdi, boya istedi, ben sadece vesile oldum' dersiniz. Gelin, renklerin suyla yaptığı bu zikre kulak verelim."
Ebru, sabırsız modern insana 'akışta kalmayı' öğretir. Teknenin başındaki o bekleyiş, boyanın açılmasını izlemek, nefesinizi tutarak kağıdı suyun üzerine bırakmak... Bunlar birer meditasyondur. Hayat da bir Ebru teknesi gibidir; bazen renkler karışır, bazen beklemediğiniz bir güzellik ortaya çıkar. Önemli olan, çıkan sonuca rıza göstermek ve 'bunda da bir hayır vardır' diyebilmektir. Belki de evinizin bir köşesine asacağınız bir Ebru tablosu, size her gün tevekkülü hatırlatan en güzel dost olacaktır.